Siyasetin maksimum gündemde olduğu şu günlerde patlamaların duyulduğu sesler altında yaşamaya çalışıyoruz tonlarca baskıları... Her birey, her dernek, her kuruluş, her örgüt bir maske altında değişik sloganlarla yol almakta yaşam savaşında. Kültürel değerlerin sadece yazılı metinlerde kaldığı, kesinlikle uygulanmadığı bir Türk toplumunda boğuşarak yaşamaktayız, kavga ediyoruz, didişiyoruz sürekli.

 

               Bir yaşındaki çocuktan tutunda, ninelerimize kadar değişik sosyal baskılar altında can çekişmekteyiz. Direniyoruz tüm işkencelere tüm ağırlıklara. İki kişinin birlikteliği en inanılmaz sancılarla kıvranmakta günümüzde. İyi bir geçiş dönemi yaşıyoruz, farkındayız çoğumuz, hissetmiyor muyuz ? o yaşadığımız şiddetli depremleri, gerek ekonomik gerek ahlaki boyutta! Herkesin gözü nenli olmasa da yüreği, beyni nemli ağlamaklı. Mutsuz bir toplum sorunların sonuçları gereği. Bireyden aileye, aileden topluma sıçrayan bir kangren psikoloji içinde yaşamaktayız maalesef. Hepimiz bir arayışın içindeyiz, bir değişimin, sürükleniyoruz kim bilir nereye gidiyoruz. Birey olarak mutluluğu aramalıyız. Mutluluk iki kişiyle olacak iş değil. Neden çok boyutlu, evrenselliği düşünemiyoruz da sıkışmışız sen ben kavgalarının içine.. Bir kültür karanlığı içinde, inanç yokluğuyla  tüm değerlerimizi unutmuşuz Avrupa Birliği yolunda. Acabalarla, keşkelerle ömrümüzü tüketmekteyiz eylemsizlik savaşlarında. Karşıdan beklentilerle umut kapılarımız kapatmışız. Kimseden bir şey beklemeden, bu zor ve acımasız yaşam savaşı içinde önce kendimi sorguluyorum mutluluk yolunda... Kendim için ne yaptım diyerek kendi mutluluğumun taşlarını yokluyorum bir bir. Kendimiz olabilme, kendimizle barışık olabilme uğruna önce küçük ama anlamlı adımlar atabilmeyi başarabilmek güzel olan.

 

               Sosyal değerlerimizi, toplumumuzu hesaba katarak kendimizle dostluğun kapılarını aralayarak onurumuzla, sağduyumuzla ilerlemeliyiz bu yaşam yolunda... Önce kendi iç bağımsızlığımızı, huzurumuzu yaşayabilmenin yolunu açmalıyız ki çevremizle uyumu yakalayalım değil mi? Nasıl mı? Diyebiliyorsak işte başladık bile bu yola küçük bir adım atarak. Unutmadan, ne kendimizi, ne inançlarımızı, ne değerlerimizi en önemlisi kültürümüzü damıtarak yaşamalıyız güzellikleri. İçimizdeki patlamaların nedenlerini / niçinlerini bulursak sonuçta mutlu birey olabilmenin tatlı yorgunluğunu çıkaracağız hep birlikte gelecek aydınlık günlerde...

                     

                  

                     “Maddenin sakınımı” kanunu ortaya atılmış ispatlanmış olarak, ama Para ve Fiziksellik baş rolde günümüzde ve insanlar onun gölgesinde yaşamakta maalesef. En büyük tutku, güç para olmuş şimdilerde ve bedensel gösteriler ön planda. Peki eskiden bunlar yok muydu! Ya da neden günümüzde bu kadar ön planda. Ruhun olmadığı bir dünyada madde konuşuyor, hem de en ince detaylarda saklanmış. Kadın imgesi bana hep gizemli olmayı vurgulamıştır, ama şimdilerde body giysiler içinde beyinsizliği, akılsızlığı anlatan bir kalıp kadın imajı. Ruhun, yada aklın bittiği tamamen görüntünün hakim olduğu bir cisim gibi bakabiliriz çoğu kadınlarımıza günümüzde. Bir madde işte parayla satın alınabilen bir değer yani! Ne acı ama gerçek bu değil mi!! Üstelik te bir kadın olarak zorlanıyorum bu satırları yazarken, ama gerçeği yazmanın güzel olduğuna inanıyorum. Bir yığın da akılsız erkek bunların peşinde.

 

                     Olumsuz kelimelerle olumsuz mesajlar vermek gibi bir niyetim yok, ama gerçeği yazmanın yerinde olduğuna inanmaktayım. Nedense günümüzde her şey ortada! Ben buyum diyebiliyor insanımız, peki ben neden yazmayayım bende buyum diye! Fikirler tartışılmalı ki doğrular bulunsun, yanlışlar çıksın ki değerler korunsun. Garip heyecanların tutsağı garibanlar ülkesi olmuş Türkiyemiz. Bir kere dünyaya gelmek sevdasıyla yaşamımızı tüketmekteyiz önümüze gelen her tür fırsatlarla, yanlışlarla.

 

                     Aşk, sevgi diye bir şey yok ortada. O gizemli, yüce sevgiler dokunuşlara yıkılmış. Özlemler, hasretler, bekleyişler anlık heveslere dönüşmüş. Çekicilik diye bir kavram tahrip edilmiş, her şey ortada gerçeğiyle kolay olmuş kişilere ulaşmak düşünce makyajları, yerini kozmetiklere bırakmış maalesef. En çok satan sektör olmuş günümüzde boyalar, parfümler, rujlar. Bitli baklanın kör alıcıları da çok olurmuş ya hani! Aylık değil; artık haftalık, günlük sıradan ilişkiler türemiş her yerde. Parası olana rağbet artmış, ama kaç dakikalık ilişkilere yıkılmış sevgiler. Ortalıkta!

 

                    Hayır diyorum sevgili gençler, yada insanlar! Para bir değişim aracıdır, mala ödenen bir değişim birimidir unutmayalım. Nerden bulmuş Lidyalılar bu parayı keşke bulmasalardı değil mi! Siz eşya değilsiniz. Bedeniniz yalnız değil, ruh’ suz beden olur mu? Varsa bilmiyorum... Bir kafede içeceğiniz bir bardak biraya, bir arabaya, 2 günlük otel keyiflerine satmayın kendinizi. Uzun vadeli, gizemli, dostluk kapısını aralayarak sevgi yolunda bulun kendinizi... İşte o zaman çok değerli olacaksınız unutmayın. Erişilmez olan değerler kıymetlidir, ucuz olmayın ucuz ki güzel yaşayın. Ulaşılmaz, erişilmez, zor olan şeyler değerlidir değil mi?

 

                  Önce mana, sonra şekil diyorum. Ya da önce ruh güzelliği sonra şekil diyorum. Umarım anlıyorsunuz, anlıyorsanız ne mutlu bana! En güçlü anlam ve şeklin birleştiği bir bireyin erişilmezliğiyle yücelen bir nesil beklentim. Gayretimiz buna olsun ki AŞK para’ya yenilmesin ki güzeli bulsun. Sevgi maddesiz olsun ilk bakışta, anlam bulsun ki yolunu bulsun evrende, evrenselleşsin yüceleşsin...

 

Paylaş: