Gençti yolun başında, anladı ki hayat zor. Zorluklar güzeldi. Zorluklar güzeldir, ama asıl güzel olan kendiydi, kendiyle dostluğuydu. Acıydı yaşam ama kendi tatlıydı mı desem? Onu biri söylesin, başkası değil. Kendiyle dostluğu, toplumla barışıklılığı idi."O" bir emekçi kadındı. Emek aldı götürdü onu. Götürdü, getirdi hep bir yerlere. Zordur kadın olmak, doğurgan olmak, ana olmak zor iştir. Zordur doğrular. Eğrinin yanında doğruya yer hiç yoktur. Gençti yolun başında, anladı ki hayat zor, anladı ki acımasız. Ama o zoru sevdi, acımasızı da,  ilkeleri olan kadın olarak yaşamayı da.

     Öyle yaşadı ki anlatılamaz, öyle direndi ki ve de, çok şeyler ağrına gitse de tek laf söylemeyi sonradan öğrendi. Çok şey değişse de zannetmeyin ki o çok değişti. Hep aynıydı aslında. Nasıl kız, öyle gelin, nasıl gelin öyle ana. İşte öyle bir şey… Onu herkes görmek istediği gibi gördü, anlamak istediği gibi anladı, ama o bir emekçi kadındı. Hiç yılmadı, zorluklara güldü. Ağlamayı sevse de hep güldü. İsyanlarla başkaldırmak istese de, hep vuruldu başına. Susturulmak istendi ama susturulamadı aslında. Susan hep onlar oldu.

     Öğretmendi, hiç bir şey değilse, kadındı, işçi bir kadındı. Hep eğitmeyi sevdi, en çok da kendini eğitti bu yolda. İnsanı sevdi, ona yöneldi. Kendine benzer emekçilerle destelendi, yoğruldu, yoğurdu. Hep üretmeden yana oldu, tüketmeyi hiç sevmedi. İnadına onu tüketmek istediler, ama o hiç tükenmeden üretti… Yanlışlara, yasaklara başkaldırdı en çok da ezilenlere ağladı.

     Onu; en yakınları bile anlayamadı, anlamak istemedi. Ama en iyi birisi anladı. KİM? Onu BEN, bilsem… Gün oldu evinin işçisi, gün oldu eşinin kölesi, gün oldu eğitimin emekçisi oldu. Hep sattı, hep üretti. Emek sattı, fikir sattı, en zoru buydu ama severek yaptı. Her emeğe, değere, çok gözyaşı kattı. Harman oldu insana karıştı, Çoluğa çocuğa karıştı. Zayıfı gördü en çok, ezileni anladı, çocukları sevdi, gençlere rehber oldu...

     Ama emek oldu en çok. Öyle hiç bir şeyi küçümsemeden, iş iştir felsefesiyle yaşadı. Çocukları oldu, analık yaptı. Çok efendiler oldu, efeliklerle geldiler ama en çok kendinin efendisi oldu. Anadolu da bir köyde büyüdü. En büyük özlemi, hayali buydu. Batı edebiyatı okudu, bilimselliği çok sevdi ama en çok da kendi törelerini sevdi. Onlara bağlı kaldı hep, bir değer oldu ve de oluşturmaya çalıştı. Töreleri ona rehber oldu. İşte bu yüzden ağır yaşadı. Törelerini; içine sindirdi “BEN" yaptı.

     Öyle gösterişe, nama, şana hiç önem vermedi, aldırmadı. Ona; öyle bakmak isteyenlere, burun kıvırdı içinden. Anladı hanyayı konyayı ama… Yazmayı yeğledi okumanın ardından. Konuşmayı yapabilirdi, ama istemedi bu kadar konuşan arasında. Anlamı var mıydı?

     "Ruh”ta ,"anlamda","içerikte","özde" aradı her şeyi. Bedende, fiziksellikte, şekilde hiç gözü olmadı. Sıradan yaşamayı alışkanlık edindi, farkında değildi ama oldu işte. Onu lüks görenler oldu, ama o hep sıradanlığı sevdi. İstedi ki; çok uzaklara uzanabilsin, gönüller yapsın, köprüler kursun, sevgi versin, ışık olsun istedi. Çiçek açsın top top ve de, çok kişiyle paylaşsın bir çekirdeğini ama erdem olsun yeter dedi hep.

     Kızanlar oldu ona, ağır davrananlarda olmadı değil... Onlar da haklıydı; istediler ki onların olsun, ya da o emekçi; ama bir efendisi olsun. Olmuştur aslında, feryat boşuna. Her emekçinin bir efendisi olmuştur,o da taa kölelikte kalmıştır…Zincirler bağladı onu,dostluk zincirleri en çok…Sevgi, hoşgörü sınırları bağladı .Çocukları sevdi,insana sevdalandı,kırıldı,kırılganlığı sevdi…Çetin cevizler arasında,kırılgan ceviz olarak yaşamayı kendi istedi .. Farkında olmadan hedeflendi mi? Hedefe iyice kilitlendi.

     Öyle efsane, meşhur olmak gibi hiç derdi olmadı ama oldu gibide. Çok yıpratıldı, yoruldu, ama dimdik onuruyla, aydınlık ve de, güzellikleriyle yaşadı kendi içinde. Acının da bir tat olduğunu bilerek yaşadı. Yaşanması gerekenlerin her şey olduğunu hep anladı, hayat budur dedi hep sessizce içinden… Ve de ekledi yaşamalısın…

     Anlamadıklarım… Ama anladığım çok şeyler vardı; Mücadele, sabır, cesaret, sadakat, vefa, güven, onur, yaşamak en önemlisi. Dolu dolu emeklerle, üretmekle yaşamak. Gün oldu efsane oldu kendi içinde, hayatı oynadı. İyi bir oyuncu olmak istedi ama en çok; kendini kendi alkışladı yürekten. Zorla rolleri beceremedi. Zorlandı, direndi ama bildiği gibi oynamayı ve de içinden geldiği gibi yaşamayı önerdi herkese.

     Sesi güzel olmasa da şarkı söylemeyi sevdi her dilden, her telden. . Müziği sevdi, her tür ama en çok da, kendi bestelerini söyledi… Yürüyüşüne, kendine ortak etti çok şeyi… Kendini öyle yargıladı ki? Öyle engizisyon mahkemeleri hiç kalır. Kendini, kendi içinde bitirmek istedi, ama hep çiçek açtı, bal yaptı… Boş vermeyi istedi, ama hiç yapamadı. Dünyamız denen BİZ e inandı, çok yıpratsa da zorlansa da. BEN olmayı denedi, ama zordu teğet bile geçemedi. Hep başkaları mı için yaşadı? Yoksa başkalarıyla mı dopdolu oldu?

     Bir BEN' e neler sığdırmadı ki? Onu ben bilirim bir ben olarak. Hiçbir şeyi kendine layık görmedi, ama layık olduğu şeyleri de hep yaşadı. Anladı ki her şey layığını buluyor, bundan; neşeyi, sevinci yitirmedi. İşte o bir emekçi kadındı…

Paylaş: